Milano
Çocuklarımla birlikte İtalya tatili yapmaya karar verdiğimizde zor olacağını düşündüğümüz bir Schengen vizesi sürecine adım attık. Ben evkadını olduğum için inanılmaz derecede fazla evrak istenmesi ve o evrakların toplanma süreci biraz sıkıcı olmasına rağmen vize işlemlerini 1 hafta içinde bitirebildik. Toplamda 13 gün kalacağımız İtalya'da tüm otelleri Booking.com üzerinden ayarlayıp, tren biletlerinide Trenitalia.com’dan İtalya’ya gitmeden önce satın aldık. Uçak bileti konusunda şanslı olanlardandık çünkü Geziko.com'da üzerinden 3 kişilik gidiş dönüş THY uçak biletini toplamda 1107 TL ödeyerek aldık fakat .2 gün sonra bilet fiyatları 2980 TL oldu.
Çocuklarımla birlikte İtalya tatili yapmaya karar verdiğimizde zor olacağını düşündüğümüz bir Schengen vizesi sürecine adım attık. Ben evkadını olduğum için inanılmaz derecede fazla evrak istenmesi ve o evrakların toplanma süreci biraz sıkıcı olmasına rağmen vize işlemlerini 1 hafta içinde bitirebildik. Toplamda 13 gün kalacağımız İtalya'da tüm otelleri Booking.com üzerinden ayarlayıp, tren biletlerinide Trenitalia.com’dan İtalya’ya gitmeden önce satın aldık. Uçak bileti konusunda şanslı olanlardandık çünkü Geziko.com'da üzerinden 3 kişilik gidiş dönüş THY uçak biletini toplamda 1107 TL ödeyerek aldık fakat .2 gün sonra bilet fiyatları 2980 TL oldu.
Artık her şey hazır.... Rotamız belli; Venedik, Milano, Como Gölü, Cenova, Vernazza (Cinque Terre) Floransa, Pisa, Roma, Vatikan, Napoli, Pompeii ve son durak yine Venedik yani kısacası Kuzey ve Güney İtalya.
Şimdi de bu gezimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Uçakla ilk indiğimiz şehir Venedik oldu fakat orda vakit harcamadan trene binip Milano’ya hareket ettik. 2 saat 10 dk süren keyifli bir tren yolculuğundan sonra Milano merkez tren istasyonuna indik. İşte bu.. inanılmaz… Devasa… Mükemmel.... DÜNYA.
Otelimiz tren istasyonuna yakın olduğu için Otele yürümeye karar verdik, dolayısıyla da bir kaç caddesini hemen görmüş olduk. Birbirinden pek farklı olmayan binalarla, küçük küçük lokantalarla dolu dolu sokakaklarından geçip otelimize geldik. Otel tarafından çok samimi ve içten karşılanıp odamıza yerleştik. Hemen hazırlanıp kendimizi Milano sokaklarına attık.
Milano, Duomo ile özdeşleşmiş durumda yani bizim dilimizde kadetral. Dünyanın 4. büyük kadetrali Duomo üzerinde bulunduğı meydana da adını vermiş.(Piazza de Duomo). Gotik mimari akımından etkilenen Douma’nun yapımına 1386 da başlanıp, 1905 yılında bitmiş diye kısaca bir bilgi verdikten sonra buraya tekrar dönmek üzere şimdilik Duomo’dan ayrılıyoruz, çünkü geç olduğu için sadece dışarıdan gördük, ertesi gün tekrar gelip her tarafını gezeceğiz. Anacaddelerine, alışveriş yerlerine kısacası turistlerin gidebileceği nereler varsa bizde oralara gittik.
Piazza del Duomo’nun sol tarafında bulunan Galleria Vittorio Emanuele alışveriş merkezi bir çok ünlü mağazaların ve mükemmel cafelerin yer aldığı tünel. Tünel dememe bakmayın Duomo meydanını La Scala’ya bağlamak için yapılmış. Camdan kocaman bir kubbesi var yerler mozaik işlenmiş yukarlarda sayısız heykellerle dolu bir pasaj. Anlayacağınız içine girince insan mağazalara mı baksın, yerleri mi incelesin, heykellerin resmini mi çeksin, yoksa oturup o mükemmel ortamda bir şeyler mi içsin şaşırıyor. Ben ne mi yaptım? Tabi ki hepsini.
Bazı internet sitelerinde “şu adreslerden alışveriş yapın, bu adreslerden hediye alın” gibi sizlere fikirler veriyorlar ya, benden eğer öyle bir şey bekliyorsanız beklemeyin yok… Öyle bir şey ben yapmadım siz de yapmayın. O adresleri bulmanız zaten zaman kaybı, hadi buldunuz diyelim ya orda satılanlar size hitap etmiyorsa büyük bir hayal kırıklığı. O yüzden bir kadın olarak nacizane beni dinleyin nerde ne beğeniyorsanız, kesenize de ne uygunsa onu alın zaten adım başı hediyelik eşya dükkanı.
Milano'da sokaklar da evler kadar temiz, resimlerde buna siz de şahit olacaksınız. Temizlik görevlilerinin çoğunluluğun kadın olmasından kaynaklanıyordur diye düşünüyorum ama ayrıca Milano halkı da temiz, kurallara uygun yaşayan, kibar ve nazik insanlar. Sabahları yolda birilerine, bizlere günaydın diyerek yanımızdan geçip gidiyor, akşamları iyi akşamlar diyip selam veriyorlar (tabi bunları italyanca diyorlar) çok hoş… Sanki benim çocukluğumda da vardı bu selamlaşmalar artık kimse kimseye bakmaz oldu buralarda.
Milano’da sokak hayvanları yok evveet yanlış duymadınız yok. Ne kedi, ne köpek. Olan hayvanların hepsi de sahipli. Hemen hemen gördüğünüz bir çok ailenin köpeği var. Köpekleriyle birlikte her yere girebiliyorlar. Alışveriş merkezi, lokanta, market yani insanın girdiği her yer belki yasak olan yerler de vardır ama görmedik. Sürekli tasmalılar, tasmaları sadece parklarda çıkartabiliyorlar, sokakta tasmasız köpek göremezsiniz fakat sokakta köpek pisliğide göremezsiniz. Sahiplerinin ellerinde muhakkak köpeklerinin pisliklerini toplamak için bir poşet bulunur ne diyelim ...
Milano’da 2.günümüzde sabah çok erkenden kalkıp lobiye indim görevliden akıcı İngilizcem ile espresso kahve istedim bunu özellikle anlatıyorum ki benim gibi kahve düşkünü biri olarak siz istemeyin diye. Bana bizim Türk kahvesi fincanından daha küçük bir fincanın içine yarısından da az bir şekilde yani bir yudumluk kahve verdiler onların esperessosu oymuş.Her hangi bir kafede içtiğinizde 3-4 euro gibi bir para veriyorsunuz ve sadece bir yudumda bitiriyorsunuz bilginiz olsun istedim ..
Çocuklarımın uyanmasıyla 13 gün boyunca kahvaltıda kruvasan göreceğimiz güne başlamış olduk (artık ne ismini duymak istediğim, ne de kendini görmek istediğim pasta) İtalya’nın pizzası, makarnası, bir de kruvasanı, ilk ikisi süper de üçüncüsü???
Otelden çıkıp direk Duomo gittik daha önce kadetralin tarihiyle ilgili az da olsa bilgi vermiştim o yüzden şimdi görselliği hakkında bir şeyler yazmaya çalışacağım. Kisa şortla giremiyorsunuz yani çok mini ve askılı bir kıyafet olmamalı, kolsuz olabilir çünkü benim elbisem kolsuzdu ve miniydi sadece biraz çekiştirdim içeri girerken o kalabalıkta etek boyunu fark etmediler ama kollarımı gördüler hiç sorun olmadı. Yine de dikkat etmek lazım.
Otelden çıkıp direk Duomo gittik daha önce kadetralin tarihiyle ilgili az da olsa bilgi vermiştim o yüzden şimdi görselliği hakkında bir şeyler yazmaya çalışacağım. Kisa şortla giremiyorsunuz yani çok mini ve askılı bir kıyafet olmamalı, kolsuz olabilir çünkü benim elbisem kolsuzdu ve miniydi sadece biraz çekiştirdim içeri girerken o kalabalıkta etek boyunu fark etmediler ama kollarımı gördüler hiç sorun olmadı. Yine de dikkat etmek lazım.
Tarih....
Bu da bir apartmanın girişi bir çok apartmana girip resimlerini çekebiliyorsunuz çünkü hepsi böyle mükemmel. Tabi kapısı açık olanların :)
Geçmişi yaşamak.... Geçmişe dokunmak… Geçmişde olmak, hissetmek, duymak, görmek. Bu duyguları Duomo’yu gördüğüm anda yaşamıştım. Ama şimdi içindeyim inanılmaz ..1386 yılında insanlar sanki dantel yapar gibi dışını işlemişler,içine inanılmaz ustalıklarla yapılmış sanat eserleri doldurmuşlar… Şaheser.
İşte buyrun Dünyanın 4. Büyük katedrali; Duomo di Milano ve Milano
COMO
İtalya gezim boyunca ağzımdan düşürmediğim kelimeler; mükemmel, şaheser, harika, inanılmaz, yok böyle bir şey, aman allahım, burda kalmak istiyorum, ben buraların insanıyım gibi şeyler oldu. Hangi şehrinde olursanız olun bu kelimelerden birini ya da daha fazlasını muhakkak söylettiriyor size İtalya. Como Gölü ise ‘huzur’du benim için. İtalya’nın 3.büyük gölü olan Como gölü 146 km2 yüzölçümüne sahip. Milano’dan trenle 1 saatlik yolculuktan sonra ulaştığımız Alp dağlarının eteklerinde yer alan gölün kıyılarında Madonna, George Clooney, Gianni, Versace, Sylvester Stallone, Ben Spies gibi ünlü isimlerin villaları bulunmakta. İtalya’nın İsviçre sınırındaki gölün etrafını büyülü dağlar sarmış… Sahiline küçük rengarenk köyler yerleşmiş… Gölün üzerine gökyüzünün mavisi inmiş…. Sonra da benim için Como gölünün tanımı huzur, mutluluk, cennet olmuş.
foto Funiküler ile 8 dakikada Brunate'ya ulaşabiliyorsunuz.
Como gölü hakkında verdiğim bu kısa bilgiden sonra gelelim bizim neler yaptığımıza. Gölün çevresini biraz gezdikten sonra funikülerle Brunate'ye çıkıp Como'yu panoromik olarak görmek istedik. Burada bir kaç çay bahçesi, bir kilise, çok güzel evler, hediyelik eşya dükkanlarından başka pek fazla birşey yoktu.
foto Brunate
Fakat burdan özel bir jiple kişi başı 5 euro ödeyerek zirvede bulunan fenere giderek oradanda Como'yu seyrede bilirsiniz, biz de öyle yaptık… İyi ki de yapmışız çünkü zirveye çıkarken mükemmel bir doğanın ve evlerin içinden geçiyorsunuz. Fenerden Como’yu seyretmek... Ben anlatmayayımm buyrun siz seyredin;
Artık Como'ya inme vakti geldi. Caddelerini, sokaklarını gezdik Como'nun da gölünde tekne turu yapmaz mıyız? Biletlerimizi aldık vakit gelene kadar bir şeyler yiyelim dedik ve çok hoş bir lokantaya girdik. Garsonumuz Türk çıktı. 15 sene önce yerleşmiş Como'ya biraz sohbet ettik bir Türk gördüğümüze pek bi sevindik.. Tekne gezimizin vakti geldi artık yolcu yolunda gerek diye tekne bindik.
İşte köyler böyle; her köy yatlar, katlar, villar ile dolu.
foto Bu iki yakışıklıda benim oğullarım :)
Bellagio'dan sonra Lecco tekne gezimizin son durağıydı, buradan trene binip tekrar Milano’ya o güzelim tren istasyonuna dönüp bir de gece ışıklandırılmış haliyle görmüş olacaktık. Tren istasyonun bir özelliğide gece pub'a dönüşüyor olmasıymış.
Foto Som altın olduğu söylenen madonnina heykeli
foto Yorgun savaşcım :)
foto Dantel gibi derken abartmamış olduğumu anlamışsınızdır umarım.
CENOVA
Milano'da günlerimiz doldu artık sırada eski Ceneviz Cumhuriyeti’nin başkenti, Kristof Kolomb'un doğum yeri, İtalya'nın en büyük liman şehri olan Cenova'ya doğru yola çıkmaya hazırız..
Tren istasyonu küçük ama sevimli. Tren istasyonundan indikten sonra bizi otelimizin sahibi karşıladığı ve hemen otele götürdüğü için pek bir şey göremedik.. Ama otelimiz hakkında biraz bilgi verirsem; ilk önce sahipleri baba ve oğul, güler yüzlü, sakin, kibar, acılı :(
Otelimiz bu süper değil mi? :( Otele yereşleştikten hemen sonra her zaman yaptığımız gibi yine kendimizi sokaklara attık. Cenova.. Hemen hemen herkesin hayali olan yeşil panjurlu evler.. işte hepsi buradalar bütün evler yeşil panjurlu bazıları sanki baş kaldırmış gibi sarı yapmış.
Cenovada gördüğünüz binaların içine girip gezin harikalar
Bu gördüğünüz resimler çeşitli apartman içlerinin antreleri
Cenova dar sokakları, tarihi binalarıyla ve liman kenti olmasından dolayı herhalde, bana Milano'dan çok farklı geldi.
Yine bir panoromik görüntü için Cenova’nın en yüksek tepesine çıkalım dedik ve çıktık da nasıl çıktık? Bu sefer asansörle çıktık. Ana cadde'de tepeye çıkmak için asansör yapmışlar biniyorsunuz, “allah allah” diyorsunuz “asansör mü, oturma odası mı?” derken bi bakmışsınız tepedesiniz. Sonra keyifle seyredin Cenova'yı.
Cenova'da 13.yy’da yapılmış çizgili katedral çok hoş değil mi? :)
Ferrari ile tanışmak da varmış kısmette :)
Cenova'yı 2 saatte gezip bitirebiliyorsunuz, çünkü çok fazla yeri yok ya da ben mi yoruldum, yazma isteğim mi yok anlamadım. Halbuki orada çok eğlenmiştik, çok ağlamıştım, aç kalmıştık, lokanta bulamamıştık falan falan ama yok yazamıyorum galiba dinlenmem lazım. Yarın büyük oğlum Utku'nun bana yaptığı süprizi anlatarak kaldığım yerden devam ederim ...







































































